İçimde senelerdir bastıramadığım bir kuzey aşkı var. Kuzey ülkeleri, kuzey insanı, kuzey dilleri, kuzey dekorasyonu, kuzey renkleri vesaire gibi uzayıp giden bir listem var. Neden oldu, nasıl oldu bilmem. Kaldı ki fena halde bir güney insanıyken. Arkadaşlarımın ilk tepkisi "A aa sen tam bir güney insanısın, nasıl yani?" oluyor. Ama demek ki insan göründüğü kadar değilmiş, daha derinlerde daha içerler de başka işler olabiliyormuş.
Belki bu çağrışım Balkan göçmeni olmamdan da kaynaklanıyor olabilir. Fakat benim hissettiğim ve istediğim daha kuzey. Aitlik hissi insanın en baskın duygularındandır. Bir yere ait olmak ya da olmadığını düşünmek. Çocukkenden beri hissettiğim şey ait olmamak. Yaşadığım hiçbir yerde kendimi oralıymışım gibi hissetmedim. Doğup büyüdüğüm evde bile. Hep başka yerlerden oralara misafir gelmiş ve bir süre sonra yine ait olduğum yere dönecekmişim gibiydi. Ve hala değişmedi.
Ben insanın içinden gelen şeylerin anlamsız olmadığına inananlardanım. Çünkü hissetmek istemsizce gözlerimizi açıp kapatmak gibi bir şey değil. İnsan her şeyden önce kendine güvenmeli, içinden gelen ve gelmeyen her şeye.
Ben de içimin taa derinliklerinden gelen kuzey aşkının mutlaka bir nedeni olduğunu düşünüyorum. Ve istemeye devam ediyorum. Ne demişler " İste ki gelsin, o kadar çok iste ki olsun".
Beraberce bakıp göreceğiz neler olacak. Olacak mı?
Sevgiler efendim...
25 Kasım 2016 Cuma
10 Kasım 2016 Perşembe
Hastalıkta Sağlıkta
Katıldığım bir kursun Türkçe dersinde, çok sevdiğim hocam, bize her hafta olduğu gibi o hafta da konular verip kompozisyonlar yazmamızı istemişti. Yirmi kişiydik yirmi de konu vardı hali ile. Ben kolay yazabiliyorum diye konu seçmedim, hangisi kalırsa onu yazarım diye düşündüm. En sona sağlık kaldı. Hocam " Yalnız sağlık çok geniş ve zor bir konudur" dedi, oradaki yalnız kelimesi "İstersen değiştirebilirsin" vurgusu taşıyordu. " Hayır hocam yazarım" dedim.
İlk başta düşünüldüğünde sağlık ile ilgili ne yazar ki insan gibi bir algı oluşuyor. En fazla ne yazılabilir. Hocamcım konuları söylerken sağlık dediğinde aklımda ilk canlanan şeyi yazacaktım hiç kuşkusuz. Ki değiştirme imkanım da çoktu. Çevremde kendim de dahil olmak üzere sağlık ile sınanan insan fazlacaydı. Ama ben dedemi seçmiştim. Dedem benim hayatımda oldukça önemli bir yere sahip, ben de onun hayatında öyleydim. Onun tek kız torunu bendim, e tabii en kıymetlisi de.
Yazmaya başlarken genelde şöyle gözlerimi kısar bir iki dakika düşünürüm. Bu defa hiç düşünmeden başlamıştım. Çünkü hepsi sıralıydı, bütün olaylar, hastalıkların gelişimi, büyümesi, tedavi yöntemleri, ölümü... Şu an bile gözyaşlarımı içeride zapt ederken zorlanıyorum o zaman çok daha zorlanmıştım. Yazıların kelime hataları, noktalama işaretleri, cümlelerin yerli yerinde olması yazının asıl sebebi olduğundan mutlaka temize çekerdim. Sadece bu yazım hariç. Her yazı da olduğu gibi altına küçük bir not yazmıştım. " Hocam hataların farkındayım ama lütfen dikkate almayınız, çünkü temize çekecek gücüm yoktu. Ne düşündüğünüzü de bir cümle ile de olsa bilmek istiyorum".
Dedem benim hatırlayarak kaybettiğim ilk yakınımdı. Dediğim gibi babamın yanında dedeme de aşıktım ben. Biliyor musunuz hala oturduğu koltuğa oturamıyorum tam onun oturduğu yere oturmamak için özen gösteriyorum. Ki bu iyi halim ilk başlarda eve gidememiştim, içeri giremiyordum. Peki dedem ne yaşamış olabilirdi, ben bu kadar nasıl etkilenebilirdim?
İlk başta düşünüldüğünde sağlık ile ilgili ne yazar ki insan gibi bir algı oluşuyor. En fazla ne yazılabilir. Hocamcım konuları söylerken sağlık dediğinde aklımda ilk canlanan şeyi yazacaktım hiç kuşkusuz. Ki değiştirme imkanım da çoktu. Çevremde kendim de dahil olmak üzere sağlık ile sınanan insan fazlacaydı. Ama ben dedemi seçmiştim. Dedem benim hayatımda oldukça önemli bir yere sahip, ben de onun hayatında öyleydim. Onun tek kız torunu bendim, e tabii en kıymetlisi de.
Yazmaya başlarken genelde şöyle gözlerimi kısar bir iki dakika düşünürüm. Bu defa hiç düşünmeden başlamıştım. Çünkü hepsi sıralıydı, bütün olaylar, hastalıkların gelişimi, büyümesi, tedavi yöntemleri, ölümü... Şu an bile gözyaşlarımı içeride zapt ederken zorlanıyorum o zaman çok daha zorlanmıştım. Yazıların kelime hataları, noktalama işaretleri, cümlelerin yerli yerinde olması yazının asıl sebebi olduğundan mutlaka temize çekerdim. Sadece bu yazım hariç. Her yazı da olduğu gibi altına küçük bir not yazmıştım. " Hocam hataların farkındayım ama lütfen dikkate almayınız, çünkü temize çekecek gücüm yoktu. Ne düşündüğünüzü de bir cümle ile de olsa bilmek istiyorum".
Dedem benim hatırlayarak kaybettiğim ilk yakınımdı. Dediğim gibi babamın yanında dedeme de aşıktım ben. Biliyor musunuz hala oturduğu koltuğa oturamıyorum tam onun oturduğu yere oturmamak için özen gösteriyorum. Ki bu iyi halim ilk başlarda eve gidememiştim, içeri giremiyordum. Peki dedem ne yaşamış olabilirdi, ben bu kadar nasıl etkilenebilirdim?
Ben bildim bileli fazlaca olan öksürüğüne yıllar boyu bronşit demişlerdi ama geçmiyordu, zaman ile yüksek tansiyon hastası da olmuştu. Kendisinin heybetli bir görünüşü vardı, güçlü ve sağlam. Ama ne olduysa bir gün gözünün önüne perdeler inmiş ve felç geçirmişti. Bir tarafı tamamen kasılmıştı, tabii hastanede yattı tedavi oldu 1 ay sonra evindeydi, yürüyebiliyordu ama öksürüğü geçmemişti. Sonra hastaneye yeni bir göğüs doktoru geldiğini öğrenmiştik, pala bıyıklımı ona götürmüştü annemler. Bir sürü tetkik yapmıştı kadın ve sonuç felaketti. Canım dedem akciğer kanseriydi, doktorun anneme söylediği ise kanımızı dondurmuştu. "Amcanın ciğeri bozuk 1 lira kadar ya var ya yok her an ölebilir ama yoğun bir tedavi ile biraz daha yaşatabiliriz". Annem de en az benim kadar dedeme düşkündü. O anki halini tahmin etmekte zorlanmazsınız. Tabii ki hemen yoğun bir tedavi süreci başlamıştı ama olmuyordu hastalık çok hızlı ilerliyordu. Son gittikçe yaklaşıyordu ama bunu itiraf etmek ve kabullenmek çok zordu. Ben bu süreçte çok fazla dedemin yanında olamadım başka şehirde okuduğum için. Ve iyi ki de olamamışım yoksa çok daha zor atlatırmışım bu olayı ya da belki sürekli görseydim çoktan kabullenmiş olurdum orası da ayrı. Hastalık yüzünden ya saçları dökülecek ya da ağzı acıyacak yemek yiyemeyecekti. Dökülmemişti çok sevdiği pala bıyıkları ama ağzı acımıştı hiç yemek yiyemiyor güç toplayamıyordu. Buna rağmen o kadarcık ciğer ile dört yıl yaşamıştı.
Sonsuzluğa ulaştığında yanında değildim. Dedem nasıl öldü demek hiç aklıma gelmemişti, eve giremiyordum bu yüzden anneannemi de ziyaret edemiyordum. Bir şey yapmalıydım, yüzleşmeliydim, yenmeliydim bu duyguyu. Ve annem ve babam ile mezarını ziyarete gittik. Hiç öyle mezar görmemiştim, kocamandı, üzerine ekilmiş bitkiler coşmuş da coşmuştu, toprağı yağmur yağmadığı halde nemli gibiydi. O gün anlamıştım ki dedem orada mutluydu, rahattı. Benim onun için üzülmem yerine dua etmem gerekiyordu. Orada söyleyebilmiştim ancak anneme eve giremiyorum diye. Annem her zaman olduğu gibi yumuşacık yapmıştı içimi yine. Sarıldı bana ve "Çocuğum, deme öyle, deden çok güzel bir şekilde öldü. Allah kimseye dedenin gibi hastalık vermesin ama herkese dedenin gibi ölüm nasip etsin" dedi. Anca o zaman dedem nasıl öldü demek aklıma geldi. Annem anlattı, içim biraz daha rahatladı.
O günden sonra çok sık rüyamda gördüm pala bıyıklımı, kocaman bir güneş ve tepesinde taşıdığı içinde her şey ekili olan çok sevdiği o kocaman bahçesi ile.
Nurlar içinde yatasın pala bıyıklım, bahçen bereketlendikçe bereketlensin. Tepen aydınlandıkça aydınlansın. Çok sevdiğin canın kuzun sana hala aşık...
Yazımı teslim ettiğimden sonra hocam altına yazdığı not ile kağıdı bana geri verdi. Notta şöyle yazıyordu " Sonu ölüm ile biten bir olay ancak bu kadar içten anlatılabilirdi". Bu olayı yıllar sonra duyduğum bir söz ile bağdaştırıyorum. "İnsan en iyi bildiği şeyi yazar".
Sevdiklerimizin kıymetini sağken bilmeli, onları sağken çok sevmeli, onlara vakit ayırmalı, sevgiyi en derinde hissettirmeli.
Etiketler:
Acı çekmek,
Çok sevmek,
Dedem,
Hastalık,
Hastalıkta,
Pala Bıyıklım,
Sağlık,
Sağlıkta
8 Kasım 2016 Salı
Hayaller Hayatlar
Selam
Bugün biraz hayallerden bahsedelim istiyorum. Çocukken ne olmak isterdik şimdi ne olduk? O hayaller için ne yaptık? Hangilerini unuttuk? Hangileri hayata geçti?
Benim sadece bir çocukluk hayalim şu an gerçek. Onun dışındakilerin çoğu eskidi, bazıları içinse hala umut var. Tabii ki büyürken kurduklarım ve her gün yenilerini eklediklerim de mevcut.
*
Her çocuk gibi benim de en büyük hayalim mesleğim ile ilgili olanlardı o zamanlar. Üç meslek vardı hayalimde, öğretmen olmak, oyuncu olmak, yazar olmak. Oyuncu olmak çok cazipti. Çünkü eğer mesleğim o olur ise öğretmeni canlandırdığım bir projede rol alabilirdim. Bir doktor, bir avukat, bir ev hanımı ve benzeri bir çok rolde oynayıp aslında istediğim bütün mesleklere sahip olmuşluk hissi yaşayabilirdim. Pek tabii ki anneme döktüğüm bin ikinci dil de işe yaramamıştı. Bu isteğim asla kabul görmüyordu. Kendince haklı sebepleri sıralarken parmakları yetmiyordu. Onun penceresinden baktığımda haklıydı. Ama benim pencerem onunkinden çok başkaydı, çok genişti, çok özgürdü. Kalıplara sığmayan ve sığdırmak istemediğim bir düşünce kalıbım vardı. Maalesef ki o zaman bu düşünce kalıbı sadece ben de vardı. Aslında annem anlıyordu beni ama kendi istekleri daha ağır basıyordu. Çok haklı olarak iyi bir yerde olayım, iyi bir tahsilim olsun, iyi bir işim, kimseye mahçupluğum olmasın, kendi ayaklarıma oldukça sağlam basayım istiyordu. Bir annenin çocuğu için isteyebileceği çok normal şeyleri istiyordu aslında. Babam öyle değil mesela daha kontrolsüz, daha rahat, çok daha serbest. Belki annem her zaman ikisi için de düşündüğü için babam bu kadar rahat onu da bilemeyiz tabii şimdi.
*
Konumuzdan sapmazsak, büyüdükçe şekillenen meslek listemde şimdi, istediklerinin hiçbirini yapamayanlarda bu haftayı oynuyorum. Her gün ilmek ilmek kurduğum hayallerimin hiçbirini yapmıyordum taa ki bir yıl önceye kadar. Aslında yeni de tanımadığım bir senarist bir yıl önce öyle bir iş yapmaya başladı ki, beni silkeledi kendime getirdi. Benim penceremden bakan, benim gibi gören, benim gibi düşünen biri vardı. Kurduğum hayallerimi hatırladım. Amatör olarak sürekli yazdığım yazılarıma başka bir soluk vermeye karar verdim. Senarist olmak kurduğum hayallerin toplamıydı. Sürekli öğreten ve öğrenen bir öğretim ilişkisi, yazmak, kafanda canlandırdığın rolü anlatmak, öyle oynanmasını istemek. Hayallerimin olmaması belki de bu iş için ön hazırlıktı.
Düşünür düşünmez bir sürü şey yazmaya başladım. Şimdi hali hazırda, bir uzun, iki kısa film senaryom, bir kaç reklam filmi ve kafamda daha bir sürü hikaye var. Henüz hiçbirini bir yerlere ulaştırmadım çünkü eksikleri var. Daha defalarca okuyacağım içime sinmeyen yerleri var mı ya da eklemem gerekenler. Sonrası, sonrasına bakacağız işte.
*
Peki mutlu muyum der iseniz fazlasıyla mutluyum. Üretmek Allah'ın insanlara verdiği büyük lütuflardan biri belki en büyüğü. Bir şeyler üretiyor olmak çok keyifli. Ben yazmayı seviyorum, yemek yapmayı seviyorum, bir şeyler yazınca ve yemek yapıp birilerine yedirince ağzım hep kulaklarıma asılı oluyor. İnsan üretebildiği kadar üretmeli diye düşünüyorum, Belki bir örgü yaparak, belki resim ya da bir kaç satır... Çünkü üretmek çikolatadan ya da yenen o tatlıların hepsinden çok daha fazla salgılatıyor serotonini.
Sevgiler
Bugün biraz hayallerden bahsedelim istiyorum. Çocukken ne olmak isterdik şimdi ne olduk? O hayaller için ne yaptık? Hangilerini unuttuk? Hangileri hayata geçti?
Benim sadece bir çocukluk hayalim şu an gerçek. Onun dışındakilerin çoğu eskidi, bazıları içinse hala umut var. Tabii ki büyürken kurduklarım ve her gün yenilerini eklediklerim de mevcut.
*
Her çocuk gibi benim de en büyük hayalim mesleğim ile ilgili olanlardı o zamanlar. Üç meslek vardı hayalimde, öğretmen olmak, oyuncu olmak, yazar olmak. Oyuncu olmak çok cazipti. Çünkü eğer mesleğim o olur ise öğretmeni canlandırdığım bir projede rol alabilirdim. Bir doktor, bir avukat, bir ev hanımı ve benzeri bir çok rolde oynayıp aslında istediğim bütün mesleklere sahip olmuşluk hissi yaşayabilirdim. Pek tabii ki anneme döktüğüm bin ikinci dil de işe yaramamıştı. Bu isteğim asla kabul görmüyordu. Kendince haklı sebepleri sıralarken parmakları yetmiyordu. Onun penceresinden baktığımda haklıydı. Ama benim pencerem onunkinden çok başkaydı, çok genişti, çok özgürdü. Kalıplara sığmayan ve sığdırmak istemediğim bir düşünce kalıbım vardı. Maalesef ki o zaman bu düşünce kalıbı sadece ben de vardı. Aslında annem anlıyordu beni ama kendi istekleri daha ağır basıyordu. Çok haklı olarak iyi bir yerde olayım, iyi bir tahsilim olsun, iyi bir işim, kimseye mahçupluğum olmasın, kendi ayaklarıma oldukça sağlam basayım istiyordu. Bir annenin çocuğu için isteyebileceği çok normal şeyleri istiyordu aslında. Babam öyle değil mesela daha kontrolsüz, daha rahat, çok daha serbest. Belki annem her zaman ikisi için de düşündüğü için babam bu kadar rahat onu da bilemeyiz tabii şimdi.
*
Konumuzdan sapmazsak, büyüdükçe şekillenen meslek listemde şimdi, istediklerinin hiçbirini yapamayanlarda bu haftayı oynuyorum. Her gün ilmek ilmek kurduğum hayallerimin hiçbirini yapmıyordum taa ki bir yıl önceye kadar. Aslında yeni de tanımadığım bir senarist bir yıl önce öyle bir iş yapmaya başladı ki, beni silkeledi kendime getirdi. Benim penceremden bakan, benim gibi gören, benim gibi düşünen biri vardı. Kurduğum hayallerimi hatırladım. Amatör olarak sürekli yazdığım yazılarıma başka bir soluk vermeye karar verdim. Senarist olmak kurduğum hayallerin toplamıydı. Sürekli öğreten ve öğrenen bir öğretim ilişkisi, yazmak, kafanda canlandırdığın rolü anlatmak, öyle oynanmasını istemek. Hayallerimin olmaması belki de bu iş için ön hazırlıktı.
Düşünür düşünmez bir sürü şey yazmaya başladım. Şimdi hali hazırda, bir uzun, iki kısa film senaryom, bir kaç reklam filmi ve kafamda daha bir sürü hikaye var. Henüz hiçbirini bir yerlere ulaştırmadım çünkü eksikleri var. Daha defalarca okuyacağım içime sinmeyen yerleri var mı ya da eklemem gerekenler. Sonrası, sonrasına bakacağız işte.
*
Peki mutlu muyum der iseniz fazlasıyla mutluyum. Üretmek Allah'ın insanlara verdiği büyük lütuflardan biri belki en büyüğü. Bir şeyler üretiyor olmak çok keyifli. Ben yazmayı seviyorum, yemek yapmayı seviyorum, bir şeyler yazınca ve yemek yapıp birilerine yedirince ağzım hep kulaklarıma asılı oluyor. İnsan üretebildiği kadar üretmeli diye düşünüyorum, Belki bir örgü yaparak, belki resim ya da bir kaç satır... Çünkü üretmek çikolatadan ya da yenen o tatlıların hepsinden çok daha fazla salgılatıyor serotonini.
Sevgiler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)