Dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2026 Pazar

BEDDUA


            Bir Ramiz dayı etkisi ile konuşacak olursak “ Mesele sana zulmedene beddua etmek değil yeğen, mesele zulmedene de dua edebilmekte.” Bir gün Efendimizin(sav) birine kızınca “ Allah(cc) başını secdeden kaldırmasın” diye dua ettiğini duymuştum. Hani bir şeye inanamadığın zaman vay be der gibi bir ağız hareketi yaparsın ya. Ben de öyle olmuştum. Merhamete bak demiştim, içimin en derininde bir ferahlama olmuştu. Ne güzel bir peygambere ümmettik. Bizi bu güzel Nebi’ye ümmet edene elhamdülillah, layık olalım inşallah.
            Gerçekten mesele buydu. Yoktu öyle benim kalbim temiz deyip oturmak. Ne kadar temizdi kalbin. Mesela biri seni incittiği zaman sabrın neresinden bakabiliyordun. Sukut ile karşılayabiliyor musun, gelen sıkıntıyı, yoksa dilin hemen bedduaya mı dönüyor? Hemen her öfkende karşı tarafa kötü söz söyleyebiliyorsan, o temiz sandığın kalbi yavaşça yere bırak. Kirin pasın içinde daha fazla çürütme o kalbi. Eğer seni sadece öfkelendirene sabır gösteriyor da zulmedene kusuyorsan öfkeni, yine çok çok temiz değil kalbin. Pekala temiz kalp ne ile ölçülür. Önce bunun muhakemesini yapmak gerek. Öyle içinden bir şey geçirirsin, bir anda oluverir, birini göreceğini düşünürsün karşında belirir. Sonra da kalbim ne kadar temiz bak karşıma çıkıverdi diye düşünenlerdensek eksiğimiz çok demektir. Zira kafirlerin de her istedikleri anında verilir. Muhakemeyi iyi yapmak gerekir.
Kalbin temizliği Allah(cc) ile olan münasebetin ile ilgilidir. Allah’a(cc) ne kadar muhabbet ile bağlı olduğun ile ilgilidir. Gözlerini kapatıp Allah’ın(cc) kalbinde ne kadar yer tuttuğunu düşün, gün içinde Allah’ı(cc) özleyip özlemediğini, verebildiğin cevap kadar temiz kalbin. Günün dünyalık telaşına düşüp koşuşturma esnasında hiç aklına Allah(cc) gelmiyorsa, o telaş bittiğinde yine koşa koşa secdeye oturmuyorsan. Bir köşeye çekilip içini Allah’a(cc) dökmek için can atmıyorsan, kalbin karanlık, kurumuş bir kuyudan farksızdır. Hiç Allah(cc) demeden günü kapatıp, başını için rahatsız olmadan, kendinde bir eksiklik hissetmeden o yastığa koyuyorsan, kalbinin temizliğine bir Fatiha oku. Zira içi temiz olan kalp Allah(cc) için atar. O kalbin her zerresinde Allah(cc) vardır. Eğer gün içinde hiç Allah(cc) ile yalnız kalacak bir vakit bulamaz ise gün bitsin diye dua eder. Dört gözle bekler o secdeye başını koyacağı anı. Dua vakti geldiğinde derin bir “Ohh” çeker. O oh da gizli olan ferahlama bütün hücrelerine ulaşır. O oh da dilden dökülmeyen ama gönülde destanlar yazan bir dolu şükür vardır. Günü de hiç Allah(cc) demeden kapatmaz zaten her fırsatta için için duasını eder, şükrünü eder. Allah(cc) ile yalnız kalamadığı her an için tövbe eder. İlla ki ağzından dökülmez tövbeler, dualar, gözü ile, kaşı ile, gönlü ile, belki derince bir yutkunma ile Allah ile olan varlığını devam ettirir. Belki her istediği, her an olmaz ama bilir Allah geciktiriyor ise güzelleştiriyordur.
Kalbi Allah(cc) ile dolu olan insanın gözüne yaş değer ama gönlüne gam düşmez. Böylelikle öfkesine gösterdiği sabrı, zulmedene de gösterir. Çünkü bilir Allah’ın(cc) hesabı kullarınınkinden çok daha büyüktür. Çünkü bilir öfkesini de zulmünü de teslim ettiğinin merhameti de azabı da çok büyüktür. Kendisini merhametine, zulmedenleri de azabına teslim eder. Teslimiyet Allah’ın(cc) kullarından beklediği, sabır ile beklediği bir şeydir. Kalbini Allah’a(cc) teslim eden kişi zulmedenine de dua edebilir. Diyebilir ki; “ Allah’ım(cc) sen bana zulmetmiş olanları affet, ne olur affet, öyle bir affet ki başları secdenden kalkmasın. Onları imanın ile bürü, öyle güzel bürü ki bana ettikleri bu zulmü bir daha başkasına yapamasınlar. Bana çektirdikleri acılar vicdanlarının efendisi olsun. İmanlı insan için vicdanından daha büyük, mükâfat ve ceza yoktur. Sen en doğrusunu bilensin, duam bellidir, duam sana teslimdir, cezası da mükafatı da senin elindedir. Amin”
Bu duayı ilk yaptığımda kalbimi muhakeme etmiştim. Yürekten mi? Değil mi? O zaman tam olarak yürekten değildi. Teslimiyet konusunda değildi sıkıntı. Zulmedenler için dua etmek ne kadar doğruydu, bunu düşünmüştüm. Beddua etmek hiçbir zaman hayatımın bir parçası olmadı. Ama yine de bana acı yaşatan insanlar için dua etmek, onların affını istemek, affetmek… Bunlar, nefsi olan biri için kabul etmesi zor şeylerdi. Bu duayı her gün ettim. Bir zaman sonra fark ettim ki, yürektendi artık. Doğruydu yaptığım, çünkü beddua etmiş olsaydım, her gün, onlardan bir farkım kalmayacaktı, o acılar hep taze kalacaktı. Kabuk bağlamayacaktı. Daha da kötüsü, hiçbir zaman kalbimi temizleyemeyecektim, hep bir yerinde her gün üstüne eklenen bir leke olacaktı. Nefsim buna bayılacaktı, her defasında, daha fazlasını yapmam için büyük büyük ilhamlar fısıldayacaktı kulağıma. Ve ben o fısıltıların çoğuna uyacaktım. Çünkü hayat böyledir,  yönün neyeyse, yolun orayadır. İyilik iyilik ile, kötülük kötülük ile, uyku uyku ile beslenir. Sabır da bunlardandır, sabrettikçe biraz daha sabretmeyi, sonra biraz daha sabretmeyi öğrenirsin. Hem Allah’ın(cc) sözü vardı, “Allah(cc) sabredenler ile beraberdir” demişti, hiç Allah(cc) sözünden döner mi? Allah(cc) ile beraber olanın gönlüne gam düşer mi? Düşmezdi, düşürmezdi…
Pekala neydi sorun, Allah’ın(cc) verdiği söz neden bize yeterli gelmiyordu, komşunun bir “Tamam!” deyişine inanırken, neden Allah’ın(cc) sözünün üstüne söz koymayı daha uygun görüyorduk? Komşunun ağzından çıkan beş harflik bir “Tamam” kelimesinin neyi daha inandırıcıydı, her şeyin Sahibi(cc) olandan. Çünkü komşumu her gün görüyordum, dertlerini biliyordum, o da benimkileri biliyordu, çocuklarını seviyordum, o da benimkileri seviyordu, gizli paramın yerini bildiği halde anahtarımı teslim edebiliyordum. Neden? Çünkü onu tanıyorum, biliyorum, güveniyorum. Şimdi cevap daha belirgin oldu değil mi? Sorun aslında Allah’ın(cc) sözüne komşununkinden daha az güvenmek değil, Allah’ı(cc) komşumdan daha az tanımaktı. Bilmemekti.
Gönderdiği kullanma kılavuzumu okumadığımdan O’nun(cc) ile tanışmamıştım da. Beni ne kadar sevdiğinden, koşulsuz, karşılıksız ve sınırsız sevdiğinden bihaberdim. Nimetlerin tamamını benim için yarattığından, bu dünyayı ve içindekileri bizim için yarattığından habersizdim. Güneşi, suyu, bu koca evreni benim için yaratmıştı. Onları bizim hizmetimize sunmuştu. Habersizdim. Sanki her şey kendiliğinden olmuş gibi yaşayan, oluşumlarını bilmeyen bir cahildim. Sorgulamayan ve anlamaya çalışmayan bir meraksız. Merhametinin ne kadar büyük olduğunu bilmiyordum tanışmadan önce. Rahmeti, bereketi ne kadar çoktu bilmiyordum. Ve azabından habersizdim, en fazla ne kadar şiddetli olabilirdi ki, hem Allah(cc) affediciydi değil mi? Affederdi elbet onun için de sözü vardı, “Deniz köpüğü kadar çok olsa da affederim” demişti. Lakin şartları vardı, tövbe edersem ve bir daha yapmamaya gayret gösterirsem. Ha diyelim ki tövbe ettim, yine gittim yanlış yaptım ama biliyorum dönüp tövbe etsem yine affedecek. Çünkü affedeceği hiçbir günah, rahmetinden daha büyük değil. Bunun bilincinde olmak büyük ferahlık, büyük huzur. Bu huzuru gönlüme koyana elhamdülillah.
Hem dememiş miydi “Güzel söz söyleyin, yumuşak konuşun, kalbinizi kötülükten arındırın. Yargıyı, hesabı bana bırakın.”? Demişti elbet. E öyleyse işine karışmak ne haddimizeydi? Ben en önce kendimi, kalbimi, aklımı temiz tutmak için çalışmalıydım. Başkasının kalbinin kötülüğü, yaptığı, söylediği sözler beni ilgilendirmemeliydi. Önce ben ne kadar temizim ona bakmalıydım. Başkasını yargılayacak kadar kusursuz muyum? O başkasının eleştirdiğim davranışları bende de var mı? Yargılamak, karara bağlamak konusunda ne kadar aceleciyiz değil mi? Tek bir bakış, tek bir söz o kişinin bütün geçmiş ve geleceği hakkında büyük büyük çıkarımlar yapmamıza ve değişmez katı kurallarımızla onu yargılamamıza yetiyor öyle değil mi? Hatta onurunu incitecek şeyler söyleyebilecek kadar kötüleştirebiliyoruz kalbimizi. Nedenine, sonucuna ve iyiliğe hiç temas etmeden… Üstelik her hatamızı affeden, defalarca kere şans veren ve bizi çok seven bir Yaratıcı'ya(cc) kul iken.

 Şimdi bakıyorum, ne kadar temizim ben, ne kadar temiz kalbim, ne kadar arındırmışım kendimi kötülükten. Yarımım hala… Birçok şeye iyi yönünden bakmaya, en kötünün bile içindeki iyiyi aramaya, işlere nefsimi karıştırmamaya, zulmedenlere dua ile karşılık vermeye, Allah(cc) ile bolca vakit geçirmeye, her fırsatta tövbe etmeye büyük özen gösteriyorum. İyi biri olmak için, güzel bir ayna olmak için, kalbimi temizlemek için, her fırsatta Allah(cc) ile yalnız kalmak için gayret gösteriyorum. Lakin insanım nihayetinde… Kusursuz olamam, günahlarım var, yanlışlarım var, belki değişmez sandığım yargılarım var. Ama güzel söz söylemek, yumuşak konuşmak, kalbimi kötülüklerden arındırmaya çalışmak benim elimde. Ben bu elimdekini güzelleştirmeye çalışıyorum. İnanın ki, önce ki benden çok daha huzurluyum. Tam olarak yapamamış olmak bile hiç çabalamıyor olmaktan iyidir. İyilik bulaşıcıdır. Şükür ki bulaşıcıdır...
Kalbimizi arındırmaya, önce kendimize bakmaya, önce kendi benliğimizi, nefsimizi temizlemeye özen gösterelim. Gerisi mi? Gerisi çorap söküğü...

Sevgiler...

24 Nisan 2018 Salı

Minik Kalbini Sevduğum Uşak

Uzun zaman oldu yazmayalı başka şeyler ile meşguliyetim fazla bu ara onun ile ilgili bir durum. Ama bunu yazmam gerekiyordu, anılar defterimde olması gereken bir incelik çünkü. 
Çünkü minuk galbini sevduğum uşak yine beni galbimden vurdi.
Bir çoğunuz biliyorsunuzdur ki geçen hafta Beşiktaş-Fenerbahçe maçı vardı, kupa maçı. Maçta kavga gürültü çıkınca tatil edildi en sonunda. Ama öncesinde Pepe diye bir oyuncu var Beşiktaş'ta o biraz sert bir oyun sergilemiş. Hatta bir defasında resmen Fenerbahçeli oyuncunun ayağına sert bir darbe yapmış kayarak, güya topa müdahale adında. Ama bildiğin ayak kırma operasyonu gibi bir durum. Bu duruma çok üzüldü benim minik paşam. Durup durup;
- Yazık değil mi ya? O da futbolcu değil mi? Neden bu kadar sert oynuyor ki? Ya ayağı kırılsaydı?  gibi cümleler ile hayıflandı durdu. Kendisi de futbolcu olmak istediğinden bu bir ders oldu aynı zamanda. Dedik ki "Bak bu yanlış ve sen bunun yanlış olduğunu gördün, sen bu şekilde davranmazsın artık tamam mı annecim/babacım?" " Ben öyle şey yapar mıyım anne çok kötü bir şey bu?" diye de cevabımızı aldık.
Üstünden vakit geçti dün 23 Nisan vesilesi ile evdeydik ikimizde, içeride oyun oynuyordu, ben de yemek yapıyordum. Kalkıp yanıma geldi.
- Anne Pepe Müslüman değil ya ondan aslında biliyor musun?
- Ne demek istiyorsun anneciğim, biliyorum Müslüman değil ama ne demek istediğini anlamadım?
- Müslüman değil işte onun için öyle oynuyor?
Yüzümde belirgin bir tebessüm oluştu.
- Müslüman olmadığı için mi sert oynadığını düşünüyorsun?
- Evet anne. Eğer Müslüman olsaydı merhamet ederdi. Belki ayağını kırarım o da bir daha oynayamaz diye düşünürdü. Ama düşünmedi direkt ayağına girdi. 
- Merhametin sadece Müslüman olan insanlarda mı olduğunu düşünüyorsun peki sen?
- Öyle değil mi?
- Merhamet bütün insanlarda olabilir. Merhametli olmak Allah'tan gelen güzel bir duygudur. Müslüman olan insanların da merhameti az olanları olabilir.
- Tamam da anne yabancılar genelde daha sert oynuyor. Onlar pek düşünmüyorlar.
- Tabii olabilir
- Ama Ronaldo Müslüman değil mi anne? O çok yardımsever ve çok düşünceli. Onda merhamet var.
- Ronaldo Müslüman değil ama Müslüman olması en çok istenen tanınmış kişi olabilir. Birçok kişi onun Müslüman olmasını istiyor ben de dahil.
- Yaa(Büyük şaşırarak) gerçekten mi değil, nasıl değil anne sen buna emin misin?
- Evet değil ama bak o da çok merhametli gördün mü?
- Ama anne Ronaldo Müslüman olamaz mı?
- Onun için dua edelim olur mu? Belki Allah ona da nasip eder.
- İnşaallah anne yaa. Neyse ben gidip oynayayım.

Çocuk kalbiyle yaklaşmak olaylara ne kadar basit ve bir o kadar da derin. Şimdi o minnak kalbiyle "Ronaldo Müslüman olsun Allahım" diye dua etti. Belli mi olur belki kabul olur, küçücük bir çocuğun duası koca bir insanın hayatını değiştirir, güzelleştirir. Hayata çocuklar kadar basit bakabilsek aslında, hiç tanımadığımız ve bizi hiç tanımayacak biri için dua edebilecek bir kalp taşısak. Bizi tanımayacak ve belki sevmeyecek olan birilerini bile ondan habersiz sevsek. Arındırsak kalplerimizi, sadeleştirsek. Sadece verdiklerimiz ile değil de aldıklarımız ile de ilgilensek. Belki hafifler omuzlarımızdaki yükler, kalbimizi temizlersek. Belki sevgi ile dolarsa kalplerimiz, kolaylaşır hayat. Belki merhamet edersek, merhamet edilenlerden oluruz da güzelleşir yaşamlar...

"Güzel  gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır..."






9 Haziran 2017 Cuma

Son zamanlarda...

24 yaşıma kadar kitap okumayı sevmeyen biriydim. Kitap deyince içime bir sıkıntı bile basardı. Okulda bile okumamak için elimden gelini yapardım. Ah ne büyük kayıp ah... Bence kitap okumayı sevmeye başlamak insanlar ile iyice tanışmaktan geçiyor. Eğer çocukluktan bunu alışkanlık haline getirmediysen. 

Ben yazmayı deli gibi seven biriyken, neden okumaktan bu kadar uzak olduğumu bilemedim. Gerçi bunu hiç düşünmedim de. Sonra yalnızlaşmaya başladım. Düşüncelerden, çok konuşmaktan, insanlardan... Tabii ki bu isteyerek yaptığım bir şeydi. Bu yüzden yalnızlık benim için mutsuzluk simgesi değil, bir keyif aracıdır. Bir vakit sonra bu boşlukları doldurma isteği uyandı içimde ve bu uyanış deli gibi kitap okuma isteğine dönüştü. Sanki tam bir kitap kurduyum da okumayınca rahatsız hissediyorum. Ama iş öyle değildi, benim tam olarak bitirdiğim tek bir kitabım dahi olmadı. Yine de içimdeki bu hisse kulak verdim. Kendime yaptığım en iyi şeylerden birisi bu oldu.

Şimdi gerçekten kitap okuyan ve okumadığın da rahatsız olan bir bireyim. Her türlü yazıyı okumak ile birlikte en sevdiğim tür biyografi. Okumak... Bu içimi huzurlandıran bir duygu.

Sonra sürekli öğrenememekten korktuğum ama öğrenmek için can attığım "Kuran-ı Kerim"i Arapça'sından okumak, hem hayallerimin arasında hem de birkaç deneme yapıp yapıp bıraktığım, sönük bir hareketsizlikti. En sonunda içimdeki büyük isteğe kulak vererek bir hocanın yanına gittim. Ve gelin görün ki öğrenememek basiretsizliğimden başka bir şey değilmiş. Nasıl şimdiye kadar öğrenememiş olduğuma şaşırdım. Çünkü tahminimden çok kısa bir sürede öğrendim. Tabii ki bunu artık çok istemiş olmam da pekiştirdi. Bu sanıyorum biraz da alfabe farklılığından kaynaklanıyor. Aynı gözümde dev gibi büyüme Makedonca için de geçerli, sonuçta oralardan gelmişiz ve aile içinde konuşulan bu dil nasıldır öğrenmek istiyorum. Ve artık eskisi kadar karamsar değilim. 

Yazmayı bu kadar severken ve bu konuda ilerletmem için birçok deneyimli kişiden tavsiyeler almama rağmen bir türlü kısa da olsa bir kitap yazma girişiminde bulunmadım. Ta ki birkaç hafta öncesine kadar. Yazdıklarım genelde kısa birkaç sayfayı geçmeyecek hikayeler olurdu. Ama bir hikayeye başladım ve şimdilik iyi gidiyor gibi. Bakarsınız içime siner.

Evimde, bahçemde bir şeyler üretmek, onların tadına bakmak, mis gibi kokularını içime çekmek hep hayallediğim bir istek. Fakat bir türlü dikiş tutturup da aldıklarımı kurutmadan yaşamalarını sürdürmek nasip olmadı. Elimin verimsiz olduğunu bile düşündüğüm oldu. Ama bu yıl küçük fideler aldım, evde telleyen soğanları bir kaba diktim, sonuç mükemmel oldu. Henüz biberlerimiz domateslerimiz ve patlıcanlarımız tam oluşmadı ama soğanlarımız şahane lezzetliydi. 

Bunları dertleşmek için yazmıyorum tabii ki 'Zararın neresinden dönersen kardır' ya da hiçbir şey için geç kalınmış değildir demek için yazıyorum. Her zaman bir şeylere başlamak için vakit vardır. Belki biraz geçtir ama sonu değildir. Başlamak için çekinmemek gerekiyor, adım atmaktan korkmamak. Beni huzurlandıran bu duygu neden sizin için de aynısı olmasın. 

Son Zamanlarda...

En etkilendiğim kitap - Kanadı Kırık Kuşlar / Ayşe Kulin,
İçimi yumuşacık yapan bir film - Hz. Muhammed Allah'ın Elçisi,
Etkilenerek izlediğim bir dizi - Söz,
Amin dediğim bir dua - Allah gönül genişliği versin.
Güzel bir nasihat - "Oğlum! Gönül genişliği ve kalp temizliği istiyorsan insanların söylediklerine kulak asma, sözlerine aldırma. Bilmez misin ki onlar Yaratıcılarından bile hoşnut değiller, senden hiç hoşnut olurlar mı?" / Abdülkadir Geylânî

Güzel şeyler sen istersen sana gelir, yeter ki içinde güzel şeyleri isteyecek bir kalp taşı.