13 Şubat 2017 Pazartesi

Sahiden

Bilmiyorum ne kadar derinde acılarım,
Kabukları kopmuş olanları da var,
Bir türlü kabuk bağlayamayanları da.

Bilmiyorum ne kadar gerçek yaşananlar
Sevgi ne kadar gerçek,
Özlem ne kadar,
Aşk ne...

Derin derin izleri var hislerimin,
Öyle bakmakla göremeyeceğin,
Her biri gülüşümün tınısında saklı olan.
Hepsi gerçek,
Hepsi içten,
Hepsi... Neyse...

Anlatmakla anlayamayacağın şeylerden bahsetmeyeceğim sana,
Zira hissederken bile anlamadın gözlerimin edasını.
Kalp ritmimin bozulmasına sebepti aşkın,
Anlamadın...

Sadece ritimlerimi bozmadın,
Aklım da hafif kırıktı hani,
Yanan bir ciğerim vardı
Ve inan hepsi, sahiden, sadece sanaydı.

Zaten ben başka bir nefes de tanımadım,
Bu kadar ciğerden gelen...

Bana öyle anlar verdin ki
Unutulması imkansız,
Her bir zerrem de derin derin hissedilen.
Şimdi, unutabilir misin,
Paramparça ettiğin beni?
Ben, bin kere yansam, yine de unutamam...


6 Şubat 2017 Pazartesi

Günlük

İnsan hayat koşturmasında birçok şeyi unutuyor. Hatırında kalması için dua ettikleri bile bir bir tarih oluyor. Hele ki evladı ile ilgili her ayrıntıyı her anını tek tek hatırda tutmak istiyor. Tabii bu mümkün değil. Çünkü sürekli yenileri ekleniyor. Bunun için günlük yazmak bazı anıları hatırlamada iyi bir yaklaşım diye düşünüyorum. Her gün olmasa da zaman zaman yazmaya gayret ediyorum, özellik ile oğlum ile ilgili olanları. Bugün de onlardan biri olsun.

Bugün kendisinin deyimiyle 17 günlük tatilimiz bitti tekrar okula başladık. Ve sen yavrum arkadaşlarını ve öğretmenini özlediğin halde, gitmek istemediğini belirttin. Hatta beni suçladın," Öğretmenimiz artık okul bitti, tatil dedi, sen beni zorla okula göndermek istiyorsun" diyerek. Kısa bir açıklamadan sonra ikna olundu, okul için hazırlanıldı. Aslında okul konusunda beni çok şaşırttın. Çünkü okul öncesi dönemde, 1,5 2 yaşından beri o kadar çok hevesliydin ki okul için, yazmak için, okumak için. Ödev yapmakta bu kadar zorlanacağın, sıkıntı çekeceğin hiç aklıma gelmedi. Gerçi bu sıkıntıda derslerin aşırı yoğun, ödevlerin aşırı çok ve tehditkar öğretmenin etkileri de yok değil. Çünkü her öğrenci, " Ödevlerinizi yapmayın da bakın yarın ne kadar çok vereceğim", ya da " Yarın ki yazılıya çalışmazsanız hepiniz zayıf alırsınız" diyerek yaklaşan bir öğretmenin dersini sevmekte zorlanır. Yine de her gün o zorlu ödevleri, derin derin yutkunarak, hıçkırarak, mide bulantısı geçirerek ve karnını açarak da olsa tamamını yaptığın için hayranım sana. Artık okuyabiliyoruz, okulun en sevdiğin yönü istediğin her şeyi yardımım olmadan okuyabiliyor olman oldu. Yazmaktan pek hoşlanmıyorsun.

Resim yapmak, müzik yapmak büyük keyif aldığın bir ikinci bölüm. Hatta resim konusunda artık bir ressam evimiz oldu, tuvaller, boyalar, fırçalar, paletler, kağıda yapılan resimleri beğenmemeler falan, bayağı bir ilerleme kaydettik. Ve benden ziyade sen gerçekten şahane resim yapıyorsun. Birçok ayrıntısını yapıyorsun artık resimlerin, evin perdeleri, kapının anahtar deliği, yerdeki şeylerin gölgeleri. gökkuşağının renk sırası çok önemli mesela ya da ayıyla yıldızıyla bir gece resmi yapmış olman güzel ayrıntı benim için. Müzik aleti olarak şimdilik evdeki her şey kullanılabiliyor, sonra belki ilerde şekil değiştirirler orasını bilemem.

Futbola yazılmak için resmen gün sayıyoruz, çünkü uzunca bir süredir futbol oynama aşkın devam ediyor. Ben elinin daha iyi olduğunu düşündüğümden basketbol oyna istemiştim. Yine artık beni şaşırtmayan cool'luğunla cevap vermiştin, " Ben çok uzun boylu olmak istemiyorum ki, futbol oynamak istiyorum, basketbolu zaten iyi oynayabiliyorum" " Tamam, peki başka sorum yok" edasına giriyorum mecburen ben de.

Aslında futbol aşkına teşekkür etmem gerekiyor, çünkü artık yemek yiyorsun, hepsinden değil ama eskiye göre çok şükür Allaha kıvamındayım. Her gün şükrediyorum bunun için.

Ben de en az senin kadar heyecanlıyım. Büyüdüğünü görmek heyecanlarına şahit olmak ve onları hissetmek çok başka bir duygu. Kendim için şunu söyleyebilirim ki, iyi ki kalbi geniş bir insanım. Seni çok seviyorum ve bunu doğru şekilde ifade ettiğimi düşünüyorum. Mutlu olman için, evim kirlenir, duvarı boyarsan ne olur, yere dökülen leke çıkmazsa ne yapacağım gibi düşüncelerim yok çok şükür. Çünkü senin mutlu olman benim için önemli olan, sen mutlu olduktan sonra, zaten apartmanların içinde sıkışmış hayatlarımıza bir de sana evde sınırlar koymak çok anlamsız geliyor bana. Çevreyi, rahatsız etmemek konusuna özen göstererek evde dilediğimizi yapıyoruz.

Mutlu olman için elimden geleni yapmaya çalışıyorum güzel çocuğum. Benim çok güzel çocukluğum geçti. İstiyorum ki sen de büyüdüğünde çok güzel çocukluğum geçti diyebil.


9 Ocak 2017 Pazartesi

Değişmeyen Anlar

Hayatımız için söylenen en doğru söz "Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir." Hayatımızda sürekli olarak bir şeyler değişiyor ve biz bunları hiç yadırgamadan, sanki zaten hep öyleymiş gibi kabul ediyoruz. Alışıyoruz, hızlı ve de değişimsiz olarak.

Ama hiç değişmeyen şeyler de var sözler mesela " Ana baba gibi yar olmaz" gibi. Dünyanın ilk kurulduğu andan beri her şey değişmiş fakat bu söz tazeliğini hep korumuştur. Koruyacaktır da. Uzaya da çıksan, gidip Mars'a da yerleşsen bu söz tazeliğini yitirmeyecek.

Evlat için de aynı duygular geçerli hatta kesinlikle daha baskın.

Aşk dünya kurulduğundan bu yana olan ve doyulması imkansız şahane duygu, hiçbir çağda bitmemiş ve dahaki hiçbir çağda bitmeyecek.

Sonra insanın kendisi ile ilgili olan şeyler var. Mesela herkesin herkesten sakladığı bir sırrı mutlaka vardır. En geveze, ağzı lafsız duramayan insanın bile söylememek için direndiği bir sırrı mutlaka vardır.

Bir şarkı misal hep durur kalbinin derinliklerinde. Tamamı ile kendisini anlatan bir şarkı bulur insan, toncasını dinlese de hep ona sığınır. "Sen de bi' bıkmadın şu şarkıdan" derler belki ama sen vazgeçmezsin defalarca kere aynı lezzetle dinlemekten. Misal benimkisi Kazım Koyuncu'dan İşte Gidiyorum. Sanki oturup benim için yazılmış, sanki sadece bana özel, sanki bu şarkıda benim hissettiklerimi başka hiç kimse hissedemezmiş gibi, öylesine bana ait, öylesine içim.

İşte Gidiyorum

Çok etkilendiği bir kitap mutlaka vardır. Ağzını "Vay be" der gibi yaparak okuduğu, büyük keyif aldığı ve defalarca okuyabileceği.

Bir film, hıçkıra hıçkıra ağlatan seni, ya da kahkahalar dolusu güldüren, yahut korkudan uykularını kaçıran ama izlemekten bıkmayacağın bir film.

Sonra hayaller mutlaka tazeliğini korur. Çağlar çağlar geçse de insan hayal kurmaktan vazgeçmez. Hiç hayali olmadığı düşünülen insanın bile " Ulan bi' şöyle olsa şunu yaparım." , diye cümleye başladığı sadece maddiyata dayalı da olsa hayali vardır.

Dilekler hiç değişmez mesela " Sağlık, huzur, mutluluk, bereket" hep, herkes için, her özel günde dilenir.

Umuttan hiç vazgeçilmez. Geçilmemelidir de. En çıkılmaz durumlarda en inançsız insan bile bir cümleye bağlar bütün durumu " Dur bakalım, Allah büyük!".

İnsan olarak doyumsuz olsak da aslında sınırlarımız keskindir. Eski iyidir, değişmek yenilenmek güzel olsa da aynı kalan şeyler de keyiflidir. Sıkı sıkı sarılacağımız özlerimizin olması güvende hissettirir.

En azından beni ;)

Sevgilerle.


2 Ocak 2017 Pazartesi

Güzel bir sayfa

Güzel bir söz var sayın okur " 365 sayfalık bir defter var elinde, şimdi iyi bir yazar ol ve pişman olma". Bence tam olarak bu yapılması gereken. Her birey kendi defterini bitirdiğinde, mutlu olunacak şeyler yazarsa iyi bir yıl geçmiş olur. 

Maalesef ki bu yıl yaşadığımız en zor yıllardan biriydi. Bombalar, şehitler, patlamalar, darbe girişimi, göçler, göçemeyenler, kendi ülkende yabancı gibi hissetmen, korkman. Hepsi birleştiğinde ve hepsini art arda anlattığımızda sanki hiç güzel bir olay yaşanmamış ve biz hiç gülmemişiz gibi bir algı oluşur.  Ama mutlaka ki toplu toplu yaşadığımız acıların yanında teker teker güzel anılarımız olmuştur. Evlenenler oldu mesela, çocuğu okula başlayanlar, ev alanlar, doğum yapanlar, üniversiteyi kazanlar, mezun olanlar. Bir beklenti içinde olanlar beklediklerine kavuştuğunda içimizi de dışımızı da kaplayan güzel anılarımız oldu tabii. 

Mesela benim oğlum okula başladı, ben de onunla beraber öğrenmeye başladım. Onun o okumaya çalışırken ki ağzını şekilden şekle sokması, okuduktan sonra derin nefes vermesi ve buna şahit olmak şahane. Derin bir futbol tutkunu olan çocuğumun kalecisi olmak. Ben bir kadınım diye kendisinin benimle voleybol oynama çabası. Sebebi benim de gönlümün olması. Pahabiçilemez. Sonra çok sevdiği kekin malzemelerini ezberlemiş olması. Okul anılarını anlatması. Onunla çizgi film izlemek, resim yapmak. Müthiş derecede kötü bir resim yeteneğimin olmasını onu güldürmek için kötüleştirdiğimi sanması. Boyama yapmak. Uykusu gelince gelip kucağıma kıvrılması. Dünya üzerindeki hiçbir şey ile karşılaştırılamayacak kadar kıymetli. İnsanı uyurken bile tebessüm ettirecek başka bir varlık yok. Ne kadar fazla zaman geçirirsem geçireyim, eksik hissediyorum kendimi zaman zaman, sonra bu anların neredeyse hepsinin güzel geçtiğini düşününce şükrediyorum. 

Kendime gelecek olursak, bu yıl kazandıklarım: 
Çok geç yaşta kitap okumaya başlayan biri olarak bu yıl sınırlarım dahilinde ruhumu doyuracak kadar kitap okuyabilmiş olmak,
Hiçbir işi yarım bırakmamak yahut yarım bırakacağımı bildiğim işi elime almamak,
Hala olarak dünyanın en tatlı Lokumuna sahip olmak,
Daha fazla hal hatır sormak, insanlar ile daha sıcak ilişkiler kurmak,
Hayallerimin peşinden koşmuş olmak, 
Mutlu olmak için değil huzurlu olmak için bir şeyler yapmak ve büyük kazanç sağlamak(Çünkü huzurun yerindeyse mutlu olmak olası),
Üretken olmaktan mutluluk duymak ama yorulmak,
Farkındalığımı arttırmış, iç dünyamı genişletmiş ve içimi büyütmüş olmak,
İçime uzun bir yolculuk yapmış olmak, orada güzel şeyler bulmak ve onları gün yüzüne çıkarmak,
Suskunlaşmak, 

Bu yıl için beklentim, bu yapmış olduklarımı geliştirmek, daha fazla kitap okumak, daha fazla sevmek, kendimi değil ruhumu beslemek, çocuğumla daha fazla oynamak, daha fazla vakit geçirmek
onu daha fazla koklamak, bolca dua etmek, bolca şükretmek, bolca kıymet bilmek.

Defterimi güzel doldurmak istiyorum, pişman olmamak için sizler de defterinizi bolca güzel anıyla doldurun.


Sevgilerle, iyi yıllar...

23 Aralık 2016 Cuma

Bilmezdim Evvelden

Bilmezdim evvelden susmanın bu kadar erdemli olduğunu. Susarken çözüldüğünü sorunların. Cahildim elbet. Şimdiki gibi sakin falan da değildim, atılgandım, hızlıydım, telaşlı ve de aceleciydim.
*
Bilmezdim evvelden sükunetin her şey olduğunu. Gürültücüydüm, yerine göre geçimsiz ve de kavgacı. Toydum elbet. Şimdiki gibi gönlümden görünmezdi çoğu şey gözüme. Gördüğümü gerçek sanırdım.

Bilmezdim evvelden huzurun bu kadar değerli olduğunu. Huzurluyken her şeyin yerli yerinde doğdu 
düzgün derli toplu durduğunu. Yaşadığımı huzur sanırdım. Korkaktım elbet. Ama anlamazdım korkak olduğumu gücüm her şeye yeter sanırdım. 
*
Bilmezdim evvelden mutlu olmanın gülmek olmadığını. Ne kadar gülüyorsam o kadar mutluydum hesapta. Mutsuzdum elbet. Güldüğüm tınılar dolusu mutsuzdum. Öfkeli ve de hırçın. 

*
Bilmezdim evvelden alçak gönüllü olmanın bambaşka olduğunu. Kibirliydim. Yükseklerdeydim ve herkesi oradan izlerdim. Kördüm elbet. Hem gönlüm hem de gözlerim kördü.

*
Bilir oldum şimdilerde bunların tüm değerini, tecrübesiz olmanın kötü olmadığını, tecrübe etmenin ise çok şeyleri kattığını. 

*
Gözlerim açıldı zamanla, gönlüm de. Şimdi birçok şeyi gözlerimle bakmasam da görür oldum. 
*
Piştim, yüzümdeki çizgiler ve saçlarımdaki aklarla.
*
Korkağım hala çünkü biliyorum ki gücüm her şeye yetmez.
*
Mutluyum şimdi. Sakin ve de sükunetli. 
*
O koca koca yükseklerden kumların hizasına indim, ne mutlu ki inebildim. 
*
Olgunlaştım elbet, tecrübe ederken olgunlaştım. Olgunlaşırken suskunlaştım. Ve anladım ki huzuru yanlış bilmişim evvelden, huzurun adı Sükunetmiş...

5 Aralık 2016 Pazartesi

A'dan Z'ye

Okula başladık bu yıl. Okuma yazma öğreniyoruz. Ela'lar Lale'ler naneler falan biraz kafamız yanmış durumda. E tabii öğretmenimiz biraz da fazla verince ödevleri zaten öfürdeye püfürdeye yaptığımız ödevler işkence haline gelmedi değil. Bana bile of hadi artık dedirtiyor zaman zaman.
İlk başlarda harfleri yazmaktan kaçmalar, zamanla kendini satır dolsun diye kelimeleri devasa boyutlara çıkarmaya devretti. Yavaş yavaş okumaya geçiş yaptığımız zaman ise başka bir boyuta geçtik, aramızdaki diyaloglar farklı boyutlara taşındı.

 - Ben içimden okuyorum anne, istersen sen dışından okuyabilirsin.
Bende de ne diyeceğini bilemeyen anne durumundan çıkamamazlık oluyor haliyle.
- Ben zaten biliyor olabilir miyim annecim acaba, okula sen gittiğine göre, bu fotokopi senin olduğuna göre ve yarın senin ödevin kontrol edileceğine göre senin dışından okuman gerekiyor olabilir belki benimkisi bir fikir, öyle düşünüyorum yani. 
- Ben zaten fotokopiyi yazıyorum, öğretmenim benimle gurur duyar.
- Peki, okutunca ne yapacaksın, 
- Evde içimden okuyorum ya, orada da dışımdan okurum.
E tabii ben de  fazla mücadele veremeyerek "Peki" diyerek sonlandırıyordum cümleleri.

Şimdilerde daha istekli ve artık dışımızdan okuyoruz. Önce harflari tek tek okuyup sonra birleştirme var. Yeni dönemler de böyleymiş. Ben biraz kendisinin karıştırdığını düşünsem de o beni bilmemekle suçluyor, hatta yanlış öğrettiğimi düşünerek ceza alacağına inanmış durumdaydı, ben de ona ayak uydurmak zorunda olduğumdan okuma şeklimiz onun istediği gibi şekillenmekte.

Şekil A:
 - O-k-u-l-a, Okul-a, Okula.
Esas olan bunu söylerken yüzünde oluşan ifadelerin tatlılığı. Bi ara onun ile ilgili ayrı bir şeyler karalamayı düşünüyorum belki videosunu da koyarım.

Bu anların çoğunu mutlaka ki unutacağım her bir zerresini hatırlamak için çok şey yapardım ama mümkünlükler dahilinde değil, maalesef. Bu yüzden de zaman zaman buraya notlar almak istiyorum. Büyüdükçe okurum, kendisi de okur. İnsanın çocukluğunu güzel olarak hatırlaması huzur dolu anıların en güzellerinden hiç kuşkusuz.

Umuyorum ki bütün başarılarının yanında en büyük başarın vicdanının rahatlığı ve güzel merhametin olur çocuğum.
Seni çok seviyorum küçük boylu dev adam... :*

1 Aralık 2016 Perşembe

Uzun zaman sonra gözlerini açmıştı. Hala nefes alıp verişleri düzenli değildi fakat hayata dönmüştü. Kaç yıldır orada olduğunu unutmuştu hemşireler ama annesi saniyesi saniyesine biliyordu. Bir gün olsun gelmemezlik yapmamıştı.

İlk anda odanın, artık kremleşmiş beyaz duvarları, açık yeşil demirleri olan bir karyolası, bir de tek kişilik koltuğu vardı koyu kahve renginde. Perdeler kirden kendi renklerini yitirmiş grimsi bir renk almıştı, hatta sürekli tutulan açma kapatma yerleri daha da koyu ve yağlıydı. Elif'in solgun teni ve hareketsizliği de buna eklenince oda matem yeri gibiydi. Üstelik rutubet kokuyordu Efsun hanım kızını orada öylece bırakamazdı. İyileşmesini beklerken daha da kötü duruma geçebilirdi. Bir vakit sonra doktoru ile konuşmaya karar verdi. Müsaadesi olursa oda için bir şeyler yapmak istediğini, odayı Elif'in seveceği şekilde döşemek istediğini söyleyecekti, doktorun müsait olmasını bekliyordu. Hemşire Efsun hanıma doktorun onu beklediğini, Efsun hanım da doktora ne istediğini söyledi. Nevzat bey karşı çıkmadı. En fazla battaniye, birkaç fotoğraf falan getirir diye düşündü. Efsun hanımın düşündükleri ise tamamen farklıydı.

Ertesi gün elinde boyalar ve fırçalar ile geldi, hastahane personelinden yatağı biraz ortaya çekmeleri için yardım istedi. Sonra odanın duvarlarını Elif'in en sevdiği renklere boyamaya başladı. Yatağın baş ucunu beyaza, karşılıklı iki duvarı gök mavisine, ayak ucuna denk gelen duvarı ise uçuk pembeye boyadı, üzerilerine resimler yaptı, fotoğraflar yapıştırdı. Boya kokuları kızını rahatsız eder mi diye ne düşündü ne de kimseye danıştı. Tek amacı kızının odasını mutlu olacağı şekle getirmekti. Kontrole gelen doktor gözlerine inanamadı. Efsun hanıma sitem eder gibi bakacakken vazgeçti. Çünkü karşısındaki bir anneydi anne için çaresiz kalmak diye bir şey yoktu, umut kesmemek diye bir şey vardı. Kendisinin çok umut bağlamadığı kıza, annesi sanki onu akşam uykusuna yatırmış gibi davranıyordu. Uyanacağından emindi. Ertesi gün eski ve kirli perdeler yerine açık pembe ve mavi desenleri olan perdeleri astı camlara ve camları bir güzel temizledi. Evinde dikmiş olduğu çiçek desenli örtüyü eski koltuğa geçirdi. Yine evinden getirdiği çam kokulu yüzey temizleyici ile yerleri bir güzel temizledi. Odanın iki gün önceki halinden eser kalmamıştı. Pırıl pırıl ve tertemiz olmuştu. Matem halinden bahar haline geçmişti. Şimdi içi biraz daha rahat, umudu biraz daha fazlaydı. 

Geceleri yanında kalmasına izin vermiyorlardı. Evde de gözüne uyku girmiyordu. Artık her gün yarım saat bir saat uyuyor ama her zaman olduğundan çok daha dinç uyanıyordu. Gecelerini kızına dua ederek geçiriyor okuduğu her dua umudunu perçinliyordu. Sabahın ilk ışıkları ile hastaneye koşuyordu. Kızına arkadaşlarından aldığı ders notlarını okumayı ihmal etmiyor, uyanınca geri kalmasını istemiyordu. Onlardan duyduğu okul anılarını başında kahkahalar atarak anlatıyor, onun yanında hiç ağlamıyordu. Zaten artık istese bile ağlayamıyordu. Zamanla odaya masa sandalye getirmiş yere bir kilim bile sermişti. Ama Elif'in durumunda hiç değişiklik yoktu. Doktorların umudu yoktu uyanması için ama yine de karar ailesinindi. Konuyu açmak istediklerinde Efsun hanım devleşiyor ve bambaşka bir insana dönüşüyordu. Kendisinin anne duygularına kulak vermelerini istiyordu. Çünkü analar hissederdi. Onlar hiç umutları olmadığı halde ses çıkarmıyor, Efsun hanım kabul edene kadar bu şekilde devam etmeyi uygun buluyorlardı. 

4,5 yıl geçmişti,  kaç hemşire, kaç hastane personeli, kaç doktor, yan odalarda kaç hasta değişmişti. Kaç aile ile dertleşmiş, kaç dostluklar kurmuştu, Efsun hanım ama Elif hala uyanmamıştı. Arkadaşları meslek sahibi olmuş, kimileri çoluk çocuğa karışmıştı. Yine de umudu hiç kaybolmamıştı, biliyordu bir gün uyanacaktı. 

Doktor Nevzat ile artık aile dostu gibi olmuşlardı, doktor Elif'i kendi kızı gibi görür olmuştu. Üzgündü, hiç değişmeyen durumunu gördükçe daha da artıyordu üzüntüsü. Beşinci yıla girdiğinde bir gün yine konuşmak istedi Efsun hanım ile hafif bir imada bulundu. Ama Efsun hanım yine  kabul etmedi. İyi ki de kabul etmedi. Birkaç gün sonra bir mucize oldu Elif elini oynattı, üstelik doktor da kontrol ederken oldu bu hadise. ikisini de büyük bir heyecan sardı. Elif yıllar sonra ilk defa tepki vermişti. O zaman gözyaşlarını tutamamıştı içi umut ile taşan anne. İkisi birden hadi kızım hadi uyan diye bağırıyorlardı. Bağırdıklarını odaya giren hasta yakınlarından anladılar. Herkes sevinçle gülmeye, kucaklaşmaya başlamıştı. Ama maalesef gözlerini açmamıştı Elif. Bu sefer doktor da umutlanmıştı, her ne kadar bunun anlam ifade etmeyen bir tepki olabileceğini bilse de. 

Artık beş buçuk yıl olmuştu Nevzat doktor başka bir hastahaneye gidecekti görev için. Odaya geldi hem Elif'i son kez muayene etmek için hem de vedalaşmak için. Rutin kontrollerini yaptı, yüzüne doğru eğildi, alnına bir öpücük koydu. " Ah benim güzel kızım, hadi, hadi, uyan artık". Derince yutkundu. Efsun hanım ile tokalaştılar, tam kapıdan çıkacakken Elif'den öksürüğe benzer bir ses çıktı. Hemence yanına koştular. Nevzat bey tekrar başladı kontrol etmeye. Elif tekrar öksürdü, Hadi kızım öksür kızım demeye başladılar. Elif öksürdü ve derin yutkundu, sanki boğazı kurumuş gibiydi ağzına hafif su değirdiler. Hafif hafif gözünü açtı, sevinç çığlıkları, gözyaşları, kucaklaşmalar hepsi bir aradaydı. Efsun hanım bağırmaya başladı "Dedim sana doktor dedim analar hisseder dedim". Kızına sarıldı, kokladı, ağladı, güldü. Bütün duyguları bir arada yaşıyordu. Ama olmuştu inancına sadık kalarak kızını bekledi ve inandığı oldu, Elif uyandı. Konuşmuyor, öylece bakınıyordu, her yer çiçek gibiydi, böyle hastane odası mı olurdu, olmazdı elbet, hastane odaları soğuk ve renksiz olurdu. Ama oda Elif'in tam istediği gibi döşenmişti, her şey güzeldi, onun zevkine göreydi. Bir saat falan geçtikten sonra konuştu ilk defa, kaç saattir uyuyorum. Efsun hanım cevapladı" Beş buçuk yıl, 3 saattir". Elif inanamadı. Nevzat atıldı. "Annen senin uyanacağına çok inandı, her gün sanki seni akşam uykusuna yatmışsın sabah olunca uyanacakmışsın gibi davrandı, seni annenin sana olan inancı ayakta tuttu kızım." Elif bu işe hiç şaşırmadı, annesine döndü ve " Analar hisseder" dedi. Doktor Nevzat bir kere daha anladı anneler ile çocukları arasında başka bir bağ oluyordu, aşılması ve o seviyeye ulaşması zor bir bağ.

...