31 Mart 2017 Cuma

Çocuk Kalbi

Benim canım oğlum, şimdi sana ileride hatırladığında yüzünü tebessümlendirecek bir andan bahsetmek istiyorum. Artık kendi fikirleri olan ve bunları kolaylıkla dile getirebilen bir çocuksun. Kitapta bazen bir kısmı anlatılmış devamının getirilmesi istenen, bazen bir resim verilen ondan bir hikaye oluşturmanı isteyen yahut bazen de kelimeler yerler verilerek hikaye oluşturmanı isteyen ödevlerin oluyor. Olabilecek en kısa cümleler ile o hikayeleri kuruyorsun. Yazmaktan hoşlanmıyorsun ya hani ondan. Özeti istenen hikayelerde ise maksimum 3 cümle ile özeti sonlandırıyorsun. Ben daha uzun yazman gerektiğini söylediğimde " Onu sen öyle anlamışsın, ben böyle anladım" diyerek çenemi kapatıyorsun :).
Fakat dün ki ödevimiz de "Atatürk'ü düşünün ve ona onunla ilgili fikirlerinizi ve ne hissettiğinizi belirten bir mektup yazın" bölümü vardı. Neler söyleyeceğini çok merak etmiştim. O kadar basit düşündüm ki sen anlatınca utandım. Sadece "seni seviyorum iyi ki varsın" gibi kısa ve net bir iki cümle söylersin sandım. Tabii böyle düşünmemi yazmayı sevmiyor olman ve her konuda en kısa cümleleri bulmaya çalışman da tetikledi. Şöyle gelişti ki;
- Anne burada bir şeyler yazıyor ama ben pek anlamadım. Atatürk ile ilgili bir hikaye mi yazacağım?
Ben baktım soruyu okudum,
- Hayır Atatürk'e bir mektup yazman isteniyor, dedim.
- Hadi yaa!! Gerçekten mi? Atatürk'e mektup mu yazacağım? Atatürk okuyacak mı yani? Nasıl okuyacak? gibi cümleler ile heyecanını belli ettin.
 Ben okuyamayacağını ama onun seni izlediğini ve bu mektup için çok mutlu olacağını söyledim. Ve senden neler hissettiğini söylemeni istedim. Aynen şunları söyledin:

- Atatürk sen bizi düşmanlardan kurtarmışsın.  Atatürk seni çok seviyoruz. Atatürk sen iyi ki varsın. Atatürk Allah seni iyi ki yaratmış. Atatürk sen olmasaydın biz eksik kalırdık. Atatürk sen iyi ki doğmuştun.

O kadar mutlu oldum ki bu kadar derin düşünebildiğin için. " Allah seni iyi ki yaratmış ve sen olmasaydın biz eksik kalırdık" diyeceğini düşünmemiştim. Utandım o yüzden. Sonra söylediklerini yazmanı istedim. Kalemi aldın yazacaktın bana dönüp:

- Anne neydi? dedin, ben söylediklerini söyledim sen de yazdın. her cümlenin başında Atatürk demediğim için bana kızdın, " Atatürkleri unutuyorsun" diyerek. Yüzündeki o gurur dolu bakışları gördüğüm için çok mutluyum.

Bütün çabam seni iyi yetiştirmek için.Değerlerini bilen, tarihini bilen, içinde vicdanı, merhameti bol, her şeye bir çiçekten bir kum tanesine her şeye ve herkese sevgi ile bakabilen, adil ve güzel bir yürek taşıyan bir birey ol istiyorum. Bunun için de sana güzel bir ayna olmaya çalışıyorum. Umarım yıllar sonra bunları okuduğumuzda güzel şeyler yapmış olarak buluruz kendimizi. 

Seni çok seviyorum, küçük boylu dev adam.

23 Mart 2017 Perşembe

Platonik

Tanısaydın, çok sevmezdin belki ama hep severdin.
Öyle gülüp geçmezdin.
Tanısaydın, ... Vazgeçmezdin.
Öyle uzun uzun cümleler kurmazdın bir şeyleri anlatmak için gözlerindeki her şeyi okuduğumu fark ederdin.
Tanısaydın, cümleye başlarken ya da konuşma bittiğinde "Aman ha aramızda" demezdin, bilirdin ki tüm benliğimi sana adamışım ben.
Tanısaydın, bir karar almadan, önce olumsuz bütün yönlerini düşündüğünü, düşünürken kafanı kaşıdığını bildiğimi bilirdin.
Bilirdin senin o herkese gösterdiğin dik başlı, umursamaz tavrının sen olmadığını bildiğimi,
Gerçek seni, içerilerde bir yerlerde kırılgan, sessiz  ve sıcacık bir çocuk olarak sakladığını gördüğümü bilirdin.
Ama tanımadın,
Sevmedin de...
Gitmeyi seçtin ama,
Gitmedin de...

21 Mart 2017 Salı

İstemsizlik

Bazı şeyler istemsizce olur; öksürmek gibi, hapşırmak gibi, esnemek gibi,
Ya da "ÖZLEMEK" gibi...

2 Mart 2017 Perşembe

Bahar Şenliği

Marta girdik bin şükür... Mis gibi bahar şimdi...


İnsan "Hangi mevsimi seviyorsun?" sorusuna genelde yaz diye cevap verir ya da belki kış. Ama bahar en güzeli mevsimlerin, en canlısı, en tazesi. Ne donduran soğuğu vardır ne yakan güneşi, kararındadır her şey.  


Yağmuru vardır mis gibi, 


Taze çiçekleri, diğer hiç bir ayda olmayan ağaç çiçekleri.


 Kokusu misal insanın başını döndüren... Her şey ama her şey güzeldir, renklidir. 


Bahar girince içim daha bir parıltılı olur ve daha bir umutla bakar gözlerim.
Bahardandır belki içimdeki ışığın aydınlığı,
Bahardır içime işleyen mis gibi çiçek kokuları...


Her baharda sanki ilk defa o zaman doğuyormuşum hissi gelir ve tazelenirim baharla birlikte ben de.


Her mevsim bahar olsaydı eğer gıkım çıkmazdı emin olun,
Yağmuru bu kadar seven biri olarak, çiçekleri ve şahane doğayı...
Baharın şahane kokusunu mis gibi kokusunu içinize çekin bahar ile yenilenin temizlenin tazelenin...
Sevgiler...

13 Şubat 2017 Pazartesi

Sahiden

Bilmiyorum ne kadar derinde acılarım,
Kabukları kopmuş olanları da var,
Bir türlü kabuk bağlayamayanları da.

Bilmiyorum ne kadar gerçek yaşananlar
Sevgi ne kadar gerçek,
Özlem ne kadar,
Aşk ne...

Derin derin izleri var hislerimin,
Öyle bakmakla göremeyeceğin,
Her biri gülüşümün tınısında saklı olan.
Hepsi gerçek,
Hepsi içten,
Hepsi... Neyse...

Anlatmakla anlayamayacağın şeylerden bahsetmeyeceğim sana,
Zira hissederken bile anlamadın gözlerimin edasını.
Kalp ritmimin bozulmasına sebepti aşkın,
Anlamadın...

Sadece ritimlerimi bozmadın,
Aklım da hafif kırıktı hani,
Yanan bir ciğerim vardı
Ve inan hepsi, sahiden, sadece sanaydı.

Zaten ben başka bir nefes de tanımadım,
Bu kadar ciğerden gelen...

Bana öyle anlar verdin ki
Unutulması imkansız,
Her bir zerrem de derin derin hissedilen.
Şimdi, unutabilir misin,
Paramparça ettiğin beni?
Ben, bin kere yansam, yine de unutamam...


6 Şubat 2017 Pazartesi

Günlük

İnsan hayat koşturmasında birçok şeyi unutuyor. Hatırında kalması için dua ettikleri bile bir bir tarih oluyor. Hele ki evladı ile ilgili her ayrıntıyı her anını tek tek hatırda tutmak istiyor. Tabii bu mümkün değil. Çünkü sürekli yenileri ekleniyor. Bunun için günlük yazmak bazı anıları hatırlamada iyi bir yaklaşım diye düşünüyorum. Her gün olmasa da zaman zaman yazmaya gayret ediyorum, özellik ile oğlum ile ilgili olanları. Bugün de onlardan biri olsun.

Bugün kendisinin deyimiyle 17 günlük tatilimiz bitti tekrar okula başladık. Ve sen yavrum arkadaşlarını ve öğretmenini özlediğin halde, gitmek istemediğini belirttin. Hatta beni suçladın," Öğretmenimiz artık okul bitti, tatil dedi, sen beni zorla okula göndermek istiyorsun" diyerek. Kısa bir açıklamadan sonra ikna olundu, okul için hazırlanıldı. Aslında okul konusunda beni çok şaşırttın. Çünkü okul öncesi dönemde, 1,5 2 yaşından beri o kadar çok hevesliydin ki okul için, yazmak için, okumak için. Ödev yapmakta bu kadar zorlanacağın, sıkıntı çekeceğin hiç aklıma gelmedi. Gerçi bu sıkıntıda derslerin aşırı yoğun, ödevlerin aşırı çok ve tehditkar öğretmenin etkileri de yok değil. Çünkü her öğrenci, " Ödevlerinizi yapmayın da bakın yarın ne kadar çok vereceğim", ya da " Yarın ki yazılıya çalışmazsanız hepiniz zayıf alırsınız" diyerek yaklaşan bir öğretmenin dersini sevmekte zorlanır. Yine de her gün o zorlu ödevleri, derin derin yutkunarak, hıçkırarak, mide bulantısı geçirerek ve karnını açarak da olsa tamamını yaptığın için hayranım sana. Artık okuyabiliyoruz, okulun en sevdiğin yönü istediğin her şeyi yardımım olmadan okuyabiliyor olman oldu. Yazmaktan pek hoşlanmıyorsun.

Resim yapmak, müzik yapmak büyük keyif aldığın bir ikinci bölüm. Hatta resim konusunda artık bir ressam evimiz oldu, tuvaller, boyalar, fırçalar, paletler, kağıda yapılan resimleri beğenmemeler falan, bayağı bir ilerleme kaydettik. Ve benden ziyade sen gerçekten şahane resim yapıyorsun. Birçok ayrıntısını yapıyorsun artık resimlerin, evin perdeleri, kapının anahtar deliği, yerdeki şeylerin gölgeleri. gökkuşağının renk sırası çok önemli mesela ya da ayıyla yıldızıyla bir gece resmi yapmış olman güzel ayrıntı benim için. Müzik aleti olarak şimdilik evdeki her şey kullanılabiliyor, sonra belki ilerde şekil değiştirirler orasını bilemem.

Futbola yazılmak için resmen gün sayıyoruz, çünkü uzunca bir süredir futbol oynama aşkın devam ediyor. Ben elinin daha iyi olduğunu düşündüğümden basketbol oyna istemiştim. Yine artık beni şaşırtmayan cool'luğunla cevap vermiştin, " Ben çok uzun boylu olmak istemiyorum ki, futbol oynamak istiyorum, basketbolu zaten iyi oynayabiliyorum" " Tamam, peki başka sorum yok" edasına giriyorum mecburen ben de.

Aslında futbol aşkına teşekkür etmem gerekiyor, çünkü artık yemek yiyorsun, hepsinden değil ama eskiye göre çok şükür Allaha kıvamındayım. Her gün şükrediyorum bunun için.

Ben de en az senin kadar heyecanlıyım. Büyüdüğünü görmek heyecanlarına şahit olmak ve onları hissetmek çok başka bir duygu. Kendim için şunu söyleyebilirim ki, iyi ki kalbi geniş bir insanım. Seni çok seviyorum ve bunu doğru şekilde ifade ettiğimi düşünüyorum. Mutlu olman için, evim kirlenir, duvarı boyarsan ne olur, yere dökülen leke çıkmazsa ne yapacağım gibi düşüncelerim yok çok şükür. Çünkü senin mutlu olman benim için önemli olan, sen mutlu olduktan sonra, zaten apartmanların içinde sıkışmış hayatlarımıza bir de sana evde sınırlar koymak çok anlamsız geliyor bana. Çevreyi, rahatsız etmemek konusuna özen göstererek evde dilediğimizi yapıyoruz.

Mutlu olman için elimden geleni yapmaya çalışıyorum güzel çocuğum. Benim çok güzel çocukluğum geçti. İstiyorum ki sen de büyüdüğünde çok güzel çocukluğum geçti diyebil.


9 Ocak 2017 Pazartesi

Değişmeyen Anlar

Hayatımız için söylenen en doğru söz "Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir." Hayatımızda sürekli olarak bir şeyler değişiyor ve biz bunları hiç yadırgamadan, sanki zaten hep öyleymiş gibi kabul ediyoruz. Alışıyoruz, hızlı ve de değişimsiz olarak.

Ama hiç değişmeyen şeyler de var sözler mesela " Ana baba gibi yar olmaz" gibi. Dünyanın ilk kurulduğu andan beri her şey değişmiş fakat bu söz tazeliğini hep korumuştur. Koruyacaktır da. Uzaya da çıksan, gidip Mars'a da yerleşsen bu söz tazeliğini yitirmeyecek.

Evlat için de aynı duygular geçerli hatta kesinlikle daha baskın.

Aşk dünya kurulduğundan bu yana olan ve doyulması imkansız şahane duygu, hiçbir çağda bitmemiş ve dahaki hiçbir çağda bitmeyecek.

Sonra insanın kendisi ile ilgili olan şeyler var. Mesela herkesin herkesten sakladığı bir sırrı mutlaka vardır. En geveze, ağzı lafsız duramayan insanın bile söylememek için direndiği bir sırrı mutlaka vardır.

Bir şarkı misal hep durur kalbinin derinliklerinde. Tamamı ile kendisini anlatan bir şarkı bulur insan, toncasını dinlese de hep ona sığınır. "Sen de bi' bıkmadın şu şarkıdan" derler belki ama sen vazgeçmezsin defalarca kere aynı lezzetle dinlemekten. Misal benimkisi Kazım Koyuncu'dan İşte Gidiyorum. Sanki oturup benim için yazılmış, sanki sadece bana özel, sanki bu şarkıda benim hissettiklerimi başka hiç kimse hissedemezmiş gibi, öylesine bana ait, öylesine içim.

İşte Gidiyorum

Çok etkilendiği bir kitap mutlaka vardır. Ağzını "Vay be" der gibi yaparak okuduğu, büyük keyif aldığı ve defalarca okuyabileceği.

Bir film, hıçkıra hıçkıra ağlatan seni, ya da kahkahalar dolusu güldüren, yahut korkudan uykularını kaçıran ama izlemekten bıkmayacağın bir film.

Sonra hayaller mutlaka tazeliğini korur. Çağlar çağlar geçse de insan hayal kurmaktan vazgeçmez. Hiç hayali olmadığı düşünülen insanın bile " Ulan bi' şöyle olsa şunu yaparım." , diye cümleye başladığı sadece maddiyata dayalı da olsa hayali vardır.

Dilekler hiç değişmez mesela " Sağlık, huzur, mutluluk, bereket" hep, herkes için, her özel günde dilenir.

Umuttan hiç vazgeçilmez. Geçilmemelidir de. En çıkılmaz durumlarda en inançsız insan bile bir cümleye bağlar bütün durumu " Dur bakalım, Allah büyük!".

İnsan olarak doyumsuz olsak da aslında sınırlarımız keskindir. Eski iyidir, değişmek yenilenmek güzel olsa da aynı kalan şeyler de keyiflidir. Sıkı sıkı sarılacağımız özlerimizin olması güvende hissettirir.

En azından beni ;)

Sevgilerle.